Ziya Hepbir, Zorlu yollar, Sıkı Mücadeleler: Berec Pil Fabrikası Grevi

1812
0
Paylaş:

Zorlu yollar, Sıkı Mücadeleler: Berec Pil Fabrikası Grevi

İstanbul’un bugünkü adı Gaziosmanpaşa olan ilçesi, o zamanki adıyla Taşlıtarla semtinde kurulu KİPLAS üyesi Pil Batarya Sanayii T.A.Ş.’ne ait Berec Pil Fabrikasında başlayan grev, Türkiye işçi hareketi ve sendikal hayatı açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. O günlerde fabrikanın Personel Müdürü ve İşveren Temsilcisi olan Sedat Bayrı’nın şu sözlerinde, bu duruma yapılan vurguyu görmek mümkündür: “Bu grevin Türkiye’de gerek işverenin gerek işçi sendikasının karşılıklı anlayış havası içinde işçi işveren münasebetlerine yakından eğilmeleri bakımından emsal bir grev olduğu kanısındayız. Gerek işçi gerek işveren sendikası anlayış göstermişlerdir.”

1964 yılının sonlarına doğru fabrikada örgütlü bulunan Türk–İş’e bağlı Petrol-İş Sendikasına üye 1085 işçi, toplu iş sözleşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine greve gittiler. Greve giden işçilerin büyük bölümünün o zamanki İstanbul’un kenar mahallelerinde zor şartlar altında yaşayan ve büyük çoğunluğu göçmen olan kadın işçilerimiz oluşu bu grevin ayrı bir özelliğidir.
Yaşanan olaylarla dönemin gazete ve dergilerinde çok geniş bir yer bulan bu grev için günümüzde bile kitaplar yazılmaktadır. Grev gözcülüğü sırasında tanışan yedi çift aralarında sözlenmiş, Petrol-iş Sendikası Başkanı Ziya Hepbir’in teklifiyle grev çadırında kurulan “Evlendirme Bürosunda” evlenmek üzere kayıt yaptırmışlardır.
15 Aralık 1964 akşamı Gülriz Sururi-Engin Cezzar tiyatrosunda Keşanlı Ali Destanı oyununun, “geliri Berec işçilerine verilmek üzere” sahnelenmesi kamuoyunun da greve olan yoğun ilgisini göstermektedir. Oyunu ayrıca greve katılan işçilerle işverenler de seyretmişlerdir. Bu olayı Zühal Baydur şöyle anlatır:
“Bu arada işçi sendikasının, grevci işçilere Keşanlı Ali Destanı müzikli isimli oyunu seyrettirmesi sebebiyle yapmış olduğu nazikâne daveti, işveren cevapsız bırakmamıştır. Bu davete işveren ve işveren teşekkülü temsilcileri centilmence icabet etmişlerdir.”
7 Aralık 1964 ve 15 Ocak 1965 tarihleri arasında süren grev 16 Ocak’ta fiilen sona ermiştir. İmzalanan toplu iş sözleşmesiyle işçilere birinci yıl için yüzde 18,8 ikinci yıl için yüzde 28,3 ücret zammı sağlanmıştır. Berec Grevinin gerek işveren, gerekse işçi ve işveren temsilcilerinin yaptıkları açıklamalarla da tarihte ayrı bir yeri vardır. Grev sonunda işçilerin işbaşı yapması üzerine konuşan işveren Nesim Alfamado; “Sizler bizim kırk bir günden beri fabrika dışında kalan çocuklarımızsınız. Biz işverenler hiçbirinizi işyerinde sadakatsiz insanlar olarak görmüyoruz. Geçmişi unutarak el ele çalışacağız” demiştir.
Petrol-İş Sendikası Başkanı Ziya Hepbir ise şöyle demiştir: “Kırk bir günden beri zarara uğrayan işvereninizin bütün gücünüzle çalışarak zararını kapatın.”
İşveren sendikasının Yürütme Komitesi Başkanı olarak grevin en başından beri sıkı takipçisi olan ve uzlaşmayla sonuçlanması için çok çaba sarf eden Refik Baydur ise işçilere hitaben; “İşverenleriniz de sizin duyduğunuz ıstırapları duymuştur. İslamiyette en büyük kinlerin dargınlığı bir bayram içinde biter. Greve katılmayan arkadaşlarınıza küsmeyiniz” diyerek olumlu bir mesaj vermiş ve işbirliği çabalarını pekiştirmiştir.

Sendikalar Açısından Berec Grevi ve Petrol-İş Sendikası
Berec Grevini hazırlayan etkenlerin başında işverenin, işçilerin bazılarıyla yaptığı bireysel sözleşmelerin toplu sözleşme aşamasında gerginlik yaratması gelmekteydi. İşverenin bu hareketi işveren temsilcilerini toplu sözleşme masasında zor durumda bırakmıştı.
KİPLAS’ın o döneme ait faaliyet raporunda “Aslında Berec grevi zoraki bir grev olmuştur. İşveren ve İşçi Sendikaları bu duruma düşmeden pekâlâ anlaşabilirlerdi ve netice de bunu ispat etmiştir.” denmektedir.
Bu son derece önemli grevin KİPLAS tarafından nasıl gözlemlendiğini rapordan okumaya devam edelim: “Berec iş yerinde grev fiilen tatbik edilmeye başladıktan sonra her geçen günün hikâyesi ise bambaşkadır. İlk günün heyecanını her iki taraf da şiddetle hissetmiştir. Greve iştirak eden işçilerin bir kısmı, işyerinin karşısında sendika tarafından kurulup grev komitesi namı ile teşkilatlandırılmış bir çadırın önünde toplanmışlardı. İşyerinin giriş kapısı grev komitesi tarafından adeta muhasara altına alınmış durumda idi.
Kanunda iki adet grev gözcüsünden başka kapıda kimsenin bulunmayacağı yazılı ise de işyerine herhangi bir vasıtanın gelip gitmesinde yolu gözcüler tarafından kesiliyor ve bu harekete neyin sebep olduğu kazara içindeki şahıs tarafından sorulursa kapının önünde en azından 10-15 grevci çadırdan çıkarak toplanıyorlardı.”
Petrol-İş Sendikasının aynı döneme ait faaliyet raporundaysa Berec grevine destek verenlere teşekkür edilirken grev için “Direnişi basında geniş yer bulan (grev), işverenin kanunsuz feryatları arasında ve tam iştirakle otuz altıncı güne kadar devam etmiştir.” denmektedir. Daha sonra işveren tarafından gelen çağrıyla görüşmeler tekrar başlamıştır. Petrol-İş’e göre “tam 41 gün başarıyla devam eden grev, işçinin zaferiyle sonuçlanmıştır.” İfadelerdeki bu sert ve heyecanlı üslûbu Berec grevinin Petrol-İş Sendikasının ilk grevi olmasına bağlamak herhalde yanlış olmayacaktır.
KİPLAS ise greve dair nihai değerlendirmesinde “üzüntülü ve eğlenceli, hadiseli cepheleriyle Berec grevi temenni edelim ki ilerde yâd edeceğimiz tek hatıra olarak kalsın” diyerek toparlayıcı ve uzlaşmacı kimliğinin özelliğini yansıtmıştır. KiPLAS’a göre “Berec grevi şu hakikati kesin olarak ortaya çıkarmıştır ki her grev gerek işvereni ve gerekse işçileri arzu edilen neticelere ulaştırmamaktadır. Müzakere masaları grev meydanlarına tercih edilmelidir.”
Berec grevi aynı zamanda günümüzde örnek bir işbirliği içerisinde hareket eden Kimya ve Petrol Sanayiinin iki ayrı kanadının en güçlü temsilcileri Petrol-İş Sendikası ile KİPLAS ilişkilerine dair oldukça önemli bir kilometre taşı olma özelliği taşır.
1950 yılında İstanbul Akaryakıt İşçileri Sendikası olarak kurulan Petrol-İş, 1962 yılında tüzüğünde yaptığı değişiklikle Kimya İşkolunda da teşkilatlanma çalışmaları başlatmış ve kısa süre içinde üye sayısını artırmıştır.
Henüz 1961 yılında kurulmuş olan o zamanki adı Kimya Sanayi İşverenleri Sendikası olan KİPLAS ile Petrol-İş Sendikası, Berec greviyle bir anlamda ilk kez karşı karşıya gelmişlerdir. Kimya Sanayiinde İşveren Sendikacılığı için çok erken sayılacak bir dönemde, yasal alt yapı da henüz tam oturmamışken işçi ve işveren sendikalarının günümüzdeki gibi bir işbirliği anlayışıyla bir araya geldiklerini söylemek zordur.
Bu karşı karşıya gelme durumu her ne kadar katıksız bir düşmanlık ya da kavga durumunu yansıtmasa da dönemin Genel Kurul Faaliyet Raporlarının satır aralarında iki sendika arasındaki rekabete dair ipuçlarını bulmak mümkündür.
Petrol-İş Sendikasının 1964-1966 yılları arasındaki çalışmalarının ele alındığı 11. Dönem raporundaki İşveren Sendikaları bölümünde KİPLAS için şu satırlar yer almaktaydı: “Yaşama çabası içinde, üye sağlamak, üyelerini muhafaza etmek durumunda bulunmaktadır… Petrol-İş ismine korkutucu bir hava vermek, işverenlerin zaaflarını istismar etmek suretiyle teşkilatlanma yolundadır…İyi pazarlıkçı olmayı gaye edinen bu sendika ülkemiz ve sendikalizmin sorunlarından habersiz gözükmektedir.”
KİPLAS’ın aynı dönemi kapsayan 4. Genel Kurul raporundaysa “Toplu sözleşme masalarında çok katı bir tutumu bulunan” bir sendika olarak tanımlanan Petrol-İş Sendikasına ait maddenin altında şu ifadelere rastlıyoruz: “ İşveren camiası olarak işçilerimizin kuvvetli teşkilatlar etrafında birleşmelerini arzu ediyoruz. Zayıf sendikaların gerek memleket ekonomisine gerekse işçilerimize faydalı olmayacağı kanaatindeyiz.
Ancak işçi sendikalarımızın da kuvvetlendikçe hareketlerinin temayüllerinin ve isteklerinin kontrolünü elden kaçırmamaları ve megalomaniye sürüklenmemeleri şarttır. Sendikamız her şeye rağmen bunlarla mücadele etmek kudretinden mahrum değildir. Ancak, böyle bir denemeye girişmek gerek tarafların ve gerekse memleketimizin hayrına değildir.”
Bu satırlardan KİPLAS’ın da o yıllarda oldukça rekabetçi ve taviz vermez bir sendika olduğu izlenimini elde ediyoruz. Ancak satır aralarındaki ifadelerde, KİPLAS’ın günümüzdeki vazgeçilmez prensiplerinden olan Barışçı Toplu Sözleşme anlayışının ilk izlerini görmek mümkündür.
Bu mücadeleci dönemlerden geçilerek gelinen noktada bugün bu iki güçlü temsilci sektörde örnek gösterilecek bir uyum içinde sadece toplu iş sözleşmelerinde değil, Mesleki Yeterlilik ve Meslek Standartları gibi projelerde de işçilerimiz, işverenlerimiz dolayısıyla ülkemiz için çalışmalarını dostluk ve işbirliği anlayışıyla sürdürmektedirler.
Günümüzde gerek işçi gerekse işveren sendikalarımız artık uzlaşmanın ve işbirliğinin tüm kesimler ve sonuçta ülkemiz için en doğru yol olduğunu bilerek çalışmaktadırlar.

Paylaş: